"Takım" otobüsü mü, halk otobüsü mü?

“ Takım kavramı  ‘süreklilik’ demektir. 22 Kişinin bir arada yer alması, takım olma olgusunu oluşturmaz. Bir otobüste de insanlar yer alır, bir kaçı bir durakta, bir kaçı diğer durakta iner ve aralarında bir bağlılık oluşmadan yol biter. “
Bu sözler Hamdi Serpili Tüzün’e ait.. Hepimiz istikrarı Manu- Alex Ferguson veya Barcelona üzerinden açıklayabilirken, olaya temel yoldan ve daha anlaşılabilir halde, daha reel şeyler üzerinden bakmamızı sağlayan bir açıklamayı ancak kendisi yapabilirdi. Tıpkı gençlere futbolu öğretirken yaptığı gibi. Sade, gösterişsiz, temel ve basit… Ancak sonuçları, öğrenilme sürecine göre daha gösterişli, daha sansasyonel ve beklenenden daha başarılı.

Hocanın açıkladığı durumdan yola çıkılırsa tamda Beşiktaş’ın yer aldığı sürecin ta kendisi; takım olmak. Sene başında yapılan transferler ve devre arasında takıma katılan yıldızlar ile bütün taraftarlar gerçekçi olmayan beklentilerin içine sokuldu. İlk önce UEFA Kupası, sonra 17’de 17 hedefleri. Bugün, Dünya üzerinde en iyi oyunu sahaya yansıtan takım olarak lanse ettiğimiz Barcelona bile 17 maçlık bir seri yakalayabilmiş değil. Peki yıldız transferler ile başarı sağlanır mı? Örnekleri açık bir şekilde önümüzde. Man. City, Chelsea ve Real Madrid. City yakın zamanda bir çok yıldız toplamış olmasına rağmen, hala elle tutulur bir başarıları yok. Chelsea yarattığı kadrolara rağmen, yer aldığı organizasyonları domine edebilmiş değil. En büyük hedefleri olan Şampiyonlar Ligi kupasına çok yaklaşmış olsalar da, Türk medyasının tabiri ile bir MANU olabilmiş değiller. Real Madrid ise sahip olduğu kadrosuna rağmen, iki takımın domine ettiği bir ligde Barcelona’nın gerisinde. Yani ona rakip olan tek rakibini dahi geçebilmiş değil. Bahsedilen bu takımlar başarısız kategorisinde asla değiller, ancak hedefledikleri başarıyı yakalayabilmiş değiller.

Sorunun kaynağı daha önceleri de söylediğimiz takım olabilme konusu. Evet, Beşiktaş’ta bugüne kadar kurulan en iyi kadro kurulmuş olabilir, ancak başarının yolu takım olmaktan geçebiliyorsa Hamdi Hoca’nın bahsettiği gibi geçtiğin her durakta bir miktarını bırakıp, sonra yerlerini dolduracak bir miktar yolcu alarak devam etmek yerine, uzun yıllar seyahatte huzursuzluk çıkartanın yerine, uyum sağlayabilecek yolucuyu yerine monte etmek bunun en basit çözümüdür. Bu durumda Schuster’in doğru bir yolcu olduğunu görmek için ise zamana ve daha uzun maratonlara ihtiyacı var. Öyle yada böyle çok fazla etkenin yer aldığı bir sezon geçirdi Beşiktaş, konular hep sıcak kaldı, tempo hep yüksekti, Beşiktaş’ın hiç alışık olmadığı durumlar yaşandı. Takım belli şeyleri tecrübe etti, şimdi seneye bu tecrübelerini başarı yolunda kullanılma şansı verilmeli.

Twitter halleri #1

Twitter hesabı, yaşanan olayları ilginç bir hale sokuyor. Malumunuz Ufuk Ceylan- Demet Akalın aşkı basınımızın tek derdi bu aralar. Tabi Demet Akalın'da sağolsun Twitter'dan gereken malzemeyi bolca veriyor. Olan Ufuk Ceylan'a oluyor arada. Demet Akalın, Twitter'a yazmış; sen hep benim gölgem ol ben herşeye göğüs gererim aşkım @ufuk_ceylan. Ona karşı taraftarlar tarafından yazılan mesaj:40 metreden gol yerkende askmi dusunuyodun? Kendini gelistirmeyi hic dusunme sen hep d.a dusun olurmu?

Not: Ufuk Ceylan'da, boş durmamış. Askkkkkk D.A diye twitlemiş hemen

Alemin gözü yaşlı, Deron New Jersey Nets'lı

Nba’de takasın son zamanlarında hareketlilik had safhaya çıktı. Oradan oraya giden yıldızlar, karşılığında verilen oyuncular, draft hakları takip etmek çok zor oldu. Kadroları yeniden görebilmek için bütün hafta aralıksız maç izlemek gerek herhalde.

Dün gecenin en önemli takas haberi ise, Carmelo ile takas döneminin en önemli hamlesini yapan Knicks’in ezeli rakibi, New Jersey’den geldi. Darrin Haris, Derrick Favors ve iki ilk tur draft hakkı karşılığında Utah, Deron Williams’ı gönderdi. Jerry Sloan’nın istifa etmesinden sonra tepkiler oldukça fazlaydı Deron’a. Zaten bu beraberlik bir şekilde bitecekti. Ancak takasta yıldızı alan her zaman karlıdır düşüncesi hakim olsada, Darrin Haris ve Favors ile ne yapmaya planladıklarını anlamış değilim, Utah’ın. Corver, Boozer gittikten sonra yerlerini pek iyi dolduramadılar, üstüne birde Deron’ı kaybedip, Darrin Harris’i almak hayli ilginç.

Olan Memo’ya olacak gibi, kadro kalitesi iyice düştü. Hoş Memo’da sakatlıktan sonra toparlayamadı ama verimli geçireceği bir dönemden sonra formuna geri dönebilir gelecek sene için. Bari Orlando, uzun rotasyonu için guardını kaybeden Utah’a Arenas’ı verip, yerine Memo’yu alsa.

Bari "bizim haberimiz" demeyin

Bugün Beşiktaş için azda olsa umut olduğunu, beklediğimiz mucize gibi benzer mucizelerin gerçekleştiğini yazmıştık blogta. Ancak kartalbakisi.com haberi almış, üstüne iki maç daha koymuş bire bir aynı cümleler ile "Futbol İmkansızı Sever" diye başlık atıp, birde "araştırdık, derledik" demişler. Alır kullanırsın ama kaynak göster be kardeşim. Ayıptır!

Bu yazının orjinali http://ofansifortasaha.blogspot.com/2011/02/avrupann-mucize-rovanslar.html

Buda kopyalanıp, üzerinde oynandıktan sonra, blogta ki cümleler ile bire bire yazılıp, " Özel Haber" olarak sunulan haber http://www.kartalbakisi.com/haberdetay/4962/Futbol-Imkansiz-Sever

Avrupa'nın Mucize Rövanşları


Beşiktaş son dönemlerin belki de en sıkıntılı günlerini yaşarken, yarın Kiev’de dondurucu soğukta mucize arayacak. Umutların en az seviyede olmasına rağmen herkesin aklında “ Acaba olur mu?” sorusu gelmiyor değil. Avrupa arenasında çok fazla rastlamasak bile, yarın için azda olsa umut ettiğimiz mucizeyi gerçekleştirenler var.



07.04.04 Deportivo- A.C Milan (Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final)
La Liga’da Real Madrid’in önünde şampiyon olan Deportivo, şampiyon olduğu 2000 senesinde Galatasaray’ın da yer aldığı grupta, Milan ile oynamış, kendi evinde 1- yenilmiş, deplasmanda 1-0 berabere kalmıştır. 2002 senesinde ise Roy Makaay’lı, Diego Tristan’lı kadrosuyla G Grubu mücadelesinde 4-0 yenilmiş, rövanşta ise 2-1 galip gelmiştir. 2004 senesinde ise bu kez Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final mücadelesinde karşı karşıya gelen iki takım, ilk maçta San Siro’da kozlarını paylaşmış ve Milan, Carlo Ancelotti yönetiminde 4-0 galip gelmiştir. Deplasmanda oynanacak maçta, hiç kimse aklından Milan gibi tecrübeli bir takımın o noktadan sonra eleneceğini aklından geçirmez. Ancak 5. dakikada Pandiani ile gol perdesini açan Deportivo, 35. dakikada Valeron, 45. dakikada, Luque ile skoru 3-0 yapmıştır. İkinici yarıda sahaya Rui Costa, İnzaghi ve Serginho’yu gol bulma ümidiyle sahaya süren Ancelotti, takımın kalesinde bir gol daha görmesine engel olamaz ve Fran Gonzalez 76. dakikada Milan’nın bütün ümitlerini bitirir ve yarı finale çıkar.


06.12.01 Lyon-Club Brugge ( Uefa Kupası 3. Tur)
Lyon’nun muhteşem çıkışını yakaladığı, Fransa’da şampiyonluklara ambargo koyup, Şampiyonlar Ligi’nin gediklisi olacak  kadronun ilk zamanları… O zaman Lyon’nun kadrosunda Coupet, Sonny Anderson, Luyindula, Govuo, Juninho gibi isimler var. Eşleşmenin ilk maçı Belçika’da Brugge ev sahipliğinde oynandı. Belçika milli takımının önemli isimlerini kadrosunda barındıran Club Brugge, ilk maçtan 4-1 galip ayrılarak herkesin gözünde bir sonra ki turu elde ediyordu. Lyon’nun tek ve belkide tur için ufak umudun devam etmesini sağlayan gol ise Luyindula’nın ayağından geliyordu. Rövanş karşılaşmasında Sonny Anderson ile ilk 20 dakikada 2 gol bulan Lyon,  rakip kaleyi abluka altına alıyor ataklar geliştiriyor, ancak golü bulamıyordu. Turu getiren ve mucizenin gerçekleşmesini sağlayan gol 90. dakikada bir kez daha Sonny Anderson tarafından ağlara gönderiliyor ve Lyon kendi evinde aldığı galibiyetle bir üst tura yükseliyordu.


09.11.1988 Galatasaray- N.Xamax ( Şampiyonlar Ligi 2. Tur )
Türk futbol tarihinin dönüm noktalarından biridir bu maç. İlk maçın 3-0 bitmesi, İsviçre’de karşılaşılan olaylar, Mustafa Denizli’nin maç öncesi yaptığı iddialı açıklamalar maçı daha da farklı bir atmosfere sokuyordu. Ali Sami Yen’de oynanan maç, belki de stat tarihinin en kalabalık maçıydı. TRT’nin naklen yayınlayamadığı maçta çoğu kişi radyoda Levent Özçelik’in sesinden maçı takip ederken, 36.000 kişide statta maçı takip ediyordu. Tanju’nun 3, Uğur Tütüneker’in 2 golü ile maçı 5-0 kazanıyor ve dönemin en sansasyonel galibiyetine imza atılıyordu. Ancak maç sırasında atılan yabancı cisimlerden dolayı, maçın tekrar edilme riskinin ortaya çıkması, bütün Türkiye’nin ayaklanması ve Turgut Özal’ın ve Ali Şen’nin bile olaya dahil olmasıyla skorun 5-0 tayin edilmesiyle de, en az maç kadar sıkıntılı anlarda yaşanmıştır.



                                           18.03.10 Fulham – Juventus ( Avrupa Ligi 3. Tur)
Daha geçen yıl tanıklık ettiğimiz mucizelerden biri Fulham-Juventus eşleşmesi. Yaşanan şike skandalından sonra kendisini toparlamaya çalışan Juventus, hiç kimsenin beklemediği başarıya imza atan Fulham ile karşılaşmıştı. İlk maç İtalya’da oynandı. Liverpool’a gelmesinin en büyük etkeni Fulham’da ki başarısı olan Roy Hodgson, takımının ilk maçta 3-1 yenilmesine mani olamıyordu. David Trezeguet,Legrotaglie ve Zebina ile golleri bulan Juventus’a, Fulham adına karşılığı Etuhu veriyordu. İngiltere’de oynana rövanşta ise tam anlamıyla destanlaşan bir Fulham yer alıyordu sahada. Henüz 2. dakikada Trezeguet ile 1-0 öne geçen Juventus turu garantilediğini düşünsede, 9. dakikada Zamorano karşılık veriyıor ve takımını ayakta tutuyordu.Zoltan Gera ile ilk yarının sonunda ve ikinci yarının başında 2 gol bulan Fulham’da umutlar iyice artıyor, Juventus’a öldürücü darbeyi Dempsey vuruyor ve 4-1’lik skorla bir süt tura çıkan Fulham finale kadar yükselse de, finalde Atletico Madrid’e uzatmalarda yediği golle yenilerek kupaya sahip olamıyordu.

Beşiktaş-TBV Lemgo( EHF Kupası Rövanş Karşılaşması)

Hentbol Takımımız, Cumartesi günü Ehf Kupası 4. tur ikinci maçına çıkacak.İlk maçında TBV Lemgo ile deplasmanda karşılaşan Hentbol Takımımız, ilk devreyi 12-11 geride, maçıda 27-25 mağlup tamamlamıştı. Sahadan mağlup ayrılmasına rağmen rövanş için iyi bir skor elde edildi. Rövanş 26 Şubat Cumartesi günü saat 19.00’da Süleyman Seba Spor Salonu’nda oynanacak. Futbol ve basketbolun deplasmanda olacağı haftada salonun dolması gerekli. Gerekli destek verildikten sonra bir sonraki tura adım atmak çok kolay.

Beşiktaş 2-4 Fenerbahçe (Maç Yazısı)

Dün gece Beşiktaş için her şey farklı olabilirdi yada her şey olduğundan daha kötü olabilirdi.Seçeneklerden ikincisi hayata geçti, her şeyin farklı olabileceği bu kadar yakınken hemde. Sivok ve Bobo’nun kadroda olmadığını gördüğümde aslında herkesin aksine Bobo’nun olmayışı beni düşündürmüştü. Almedia’nın çıkmasında veya oyunun sıkışması sonucu ek olarak kim girebilir sorusuna pek cevap bulamamıştım. Sivok’un son zamanlarda ki performansının düşüşte olduğu gerçeği, biraz olsun anlaşılır kılıyordu benim açımdan bu tercihi.

Maç başladığında, oynanan oyun, Fenerbahçe’nin baskısı ve sağlıklı şekilde topu kontrol edemeyip, ileriye çıkamamamızın sebebi orta saha olunca işler daha ilginç bir hal alıyordu. Ernst- Necip- Guti orta sahası, hem savaşabilecek, hem de doğru şekilde ileriye çıkabilecek bir orta sahaydı. Biz bunu anlamaya çalışırken, Alex’in ortasıyla kalemize giren top daha maçın başında durumu 1-0 yapmıştı. Daha sonra Niang ve Dia’nın direkten dönen topu ile Fenerbahçe’nin maçı erkenden kopartabilme şansı vardı. Ekrem’in çaresizlik içinde yaptığı hareketlere göz yuman Cüneyt Çakır, Selçuk’un yaptıklarına göz yumarak dengeledi oyunu.

Dia’nın topu direkten döndükten sonra oyunda tersine dönmeye başladı. Quaresma ile yavaş yavaş etkili olunca, takım kendine geldi. Bunda arkaya yaslanan Fenerbahçe’ninde katkısı oldu. Kontratakta Guti’nin harika pasında, Ekrem kimsenin beklemediği bir gol attı. Beşiktaş’ın oyuna dahil olabilmesi için devrenin bitmeden atması gereken gol olmuştu. İkinci yarı başlamasıyla ilk yarıya benzer bir oyun sahada vardı, ancak Beşiktaş lehine gelişen şekliyle. Baskılar sonucu ceza sahasına yakın bölgelerde faul atışları kazanmak sonucu getirdi ve seken topta Toraman’nın şutu ağlarla buluştu ve Beşiktaş 2-1 öne geçti. Toraman’ın kapalı tribününe koşuşu, isyanı ve hırsı görülmeye değerdi. Eğer arada duvarlar olmasa seyircilerin ve Toraman’nın birbirlerine nasıl sarılabileceğini tahmin etmek mümkün.Bu dakikadan sonra her şey Beşiktaş’ın istediği gibiydi, Fenerbahçe önde top yapmaya çalışırken Necip’in içinde bulunduğu ataklarla yakalanan pozisyonlar hem Fenerbahçe’nin baskı kurmasını engelliyor, hem de Beşiktaş’ın temposunu yakalamasını sağlıyordu. En net pozisyon ise Almedia’nın yakaladığı pozisyondu bu dakikalar için. Toraman’nın verdiği ara pasında, topla çok iyi ilerleyen Almedia transferinden önce yapılan yorumları haklı çıkarttı ve Volkan’nı geçemedi. Bu dakikadan sonra, aynı Dia’nın direkten dönen şutu gibi oyun tersine döndü. Ancak oyunun kendi iç dinamikleri ile değil, Ferrari’nin kendi dinamikleriyle. Yaptığı sorumsuz hareketin bedelini Beşiktaş ödedi. Takım ayağa kalkmışken ve belki de kısa vadede bazı şeyleri rahatlatacak galibiyete emin adımlarla giderken, darbe en umulmadık yerden geldi. Kırmızı kart ve penaltı ile takım 10 kişi kalırken, skorda 2-2 oldu.

Kalan bölümde, Necip’in çıkması, Alex’i tek başına bıraktı orta sahada. O dakikaya kadar fazla bir şey yapmayan Alex, serbest kalmasıyla önce içeriye yaptığı koşuda, buluştuğu topa kafa vurarak takımını öne geçirdi, daha sonra Rüştü’yü çalımlayarak 4-2 yaptı. Bu noktada Alex değil, Schuster’in 10 kişi kaldıktan sonra yaptığı hamleydi önemli olan. Schuster defansı kalabalık tutarak oyunu dengede tutmayı denedi ancak orta sahada yaşayacağı boşluğu düşünemedi.

Cüneyt Çakır ise Avrupa’nın aksine, Türkiye’de vasat bir oyun yönettiğini bir kez daha gösterdi. Kararları Avrupa maçlarındakiler ile aynı değil. Bütün maç avantajları kullandırtmadı, kolay kart çıkartırken, Ekrem ve Selçuk’a kartı es geçti.

Beşiktaş için ayağa kalkabilmek adına önemliydi, bunu yapıyordu da ama Ferrari izin vermedi.Bundan sonra yapılması gereken Türkiye Kupası’nı almak ve seneye Avrupa’da yer almak.

Adam Haklı


''Burada skorun sorumlusu da takımın sorumlusu da benim. Dışarıda yapılan bağrışmalar, her neyse beni ilgilendirmiyor. Bundan rahatsızlık duyan varsa stada gelmesin, eve gitsin'
                  
Böyle arkadaş işte, ben bu adamı bundan seviyorum. Dişe diş, kana kan demek bu olsa gerek. Taraftar Schuster'i beğenmeyip '' Schuster İstifa'', Erhan Güven ve Hakan Arıkan'a küfür edebilme hakkına sahipse, bu takımın birde diğer tarafı olan Schuster'de beğenmiyorsan evinden izle demiş. Nede iyi demiş, hele son maçta yapılanlardan sonra, ''Yeeeteeer Demirören'' sözlerinden, '' Yeetmeez Demirören'' yalakalığına gelmişsen, '' Beşiktaş'' diye bağırırken sesin gür çıkıcakken, sen sadece Fenerbahçe'ye küfür edip, futbolcu ismi sayıklarken ses çıkartıyorsan evinde izle kardeşim!

Kaybedenler:Takım, Taraftar, Teknik Heyet

Sayfalarca teknik-taktik analiz yapılmasına gerek olmayan bir maç oldu. Sinir katsayımız fazlasıyla artmış durumda ve İnönü her geçen gün çekilmez hale geliyor. Ancak bundan skorlar sorumlu değil, değişen ve yozlaşan taraftar yapısı. Onun için yazıyı başlıklar altına madde madde yazmayı daha doğru buldum.

Teknik filan
Schuster için geçen tartışmalarda en çok koruyan bir kişi bendim belkide. Ancak bugün Schuster bir çuval inciri mahvetti. Artık taraftarıda karşısına almış durumda. Schuster'i çok ilgilendirdiğini sanmıyorum, bence iyide yapıyor. Ancak bugün sahaya sürdüğü takımın, yaptığı oyuncu değişikliklerinin bir manası yok. İsmail'i 70 dakika boyunca 90 metre ileri- geri koşabiliceğini düşünmek, Mars'ta hayat olduğundan daha az ihtimalli bir olay. İleriye çıkmakta zorluk yaşarken, Aurelio'yu tutup, Ernst'i alması, Nobre'de hala ısrar etmesi, Necip'i Aurelio'nun yerinde düşünmemesi faturanın kendisine kesilmesine sebep oldu.

Schuster Dayı kendine gel artık
Schuster uzun süreden beri aramızda değil. Başka bir Dünya'da, başka bir boyutta yaşıyor. Kendisinde, takımda bariz bir şekilde konsantrasyon eksikliği görülüyor. Tabi bunda yönetimin yarattığı suni gündem, yaşanan olayların katkısı elbet ki var, ancak bu takımı toparlayacak birisi varsa oda kendisi. Bu maçtan sonra taraftarıda kendi karşısına almış durumda. Tabi ben Schuster'in bunu önemsediğinide düşünmüyorum

Seyricisiz oynasak daha iyi
Her geçen gün iğreniyorum bu taraftar kitlesinden. Saçma sapan bir hal alıyoruz. Islıklar, futbolcuya edilen küfürler, Schuster'e yapılanlar... Maç başında bayrak sallamak dışında bu maç adına hiçbir şey yapmadılar. Her kaybedilen topta lanet okundu. Schuster istifaya davet edildi, sahamızda 4 gol yedik ve hala maç sonu derdimiz Fenerbahçe'ydi. Quaresma'nın sorumsuzca gördüğü kırmızı kart alkışlandı takdir edildi, Erhan daha oyuna girerken idam edildi. Ve kısa bir not daha; Quaresma'ya bağırılanda çıkan ses, uzun süreden beri '' Beşiktaş'' olarak çıkmıyor. Derdimiz Beşiktaş olmaktan çoktan çıktı.

Bundan sonrası
Kiev'de ufak çaplı bir mucize değil, bildiğin en büyüğünden lazım tur atlamak için. Ligde zaten havlu atılmış durumda, elde sadece kalan bir Türkiye Kupası var. Gelecek sene bir şekilde Avrupa arenasında yer alınması gerek. Bunun için tek yol kupa ise bu takımın bundan sonra ki tek derdide o kupadır. Schuster ilede en az 1 yıl daha devam edilmelidir.

Uzun vadeli planlar


En ufak bir olumsuzlukta medyaya saldırıyoruz. Gelen antrenörlere, oyunculara edilen laflardan, onları bu ülkeden uzaklaştırdıklarından dem vuruyoruz. Peki taraftar olarak biz ne kadar farklıyız? Del Bosque kötüydü, Lucescu korkak, Rijkaard iş bilmez, Zico stajyer, Schuster kibirli… Onların Türkiye’ye gelmeden önce yaptıklarını anlatmaya gerek yok. Peki onlardan sonra takımlar ne yaptı? Galatasaray’ın durumu ortada, değişen tek şey antrenör koltuğunda oturan kişi. Beşiktaş, Lucescu sonrası ard arda şampiyonluklar kazanıp, Avrupa’da tekrar çeyrek final oynamadı. Hatta bu zamana kadar gruplardan bile çıkamadı, Ertuğrul Sağlam ile ilk turda elenmişliği bile var. Fenerbahçe, Zico sonrası dönemde şampiyon olamadı, Avrupa’da CL gruplarında ki en kötü performanslarından birini sergiledi, bu sene her iki kupada da eleme turlarında elendi. Hatırlarsanız Fenerbahçe Zico döneminde, CL’ de çeyrek final görmüştü.
Sabredebilmek, bugün kaybedilecek olanların gelecek senelere uzun vadeli kazanımlar olacağını bilmek, buna göre hareket etmek gerek. Bugün Schuster’in sorgulanmasında, tamda bu ince çizginin üstünde duruyoruz. Bugün herkes Barcelona’nın durumundan bahsediyor. Cruyff ile başlayan bir futbol felsefesi, uzun yıllar bu düşüncede yönetilen altyapı, altyapıdan çıkan oyuncular ve son yedi senede sadece iki teknik direktör; Rijkaard ve Guardiola! Beşiktaş’ın son 7 sene içerisinde değiştirdiği antrenör sayısı, geçen yılların sayısı ile aynı. Takıma dahil olan ve ayrılan oyunculardan bahsetmiyorum bile. Eğer başarılı olunacaksa ve bu başarıyı sağlayacak kadro yapısı yeniden inşa edilecekse, başarıya bakılmadan sabredilmeli. Bunun en yakın örneği, dün Roma’da 3-2’lik galibiyet ile şu an Şampiyonlar Ligi’nin en başarılı takımı durumunda olan Shaktar Donetsk. Son 7 senedir Lucescu ile çalışıyorlar, Lucescu her sene takımına yeni oyuncular katarak şu anki kadroyu inşa etti. Her sene bir eksik tuğlayı yerine koydu. İlk önce kendi liginde başarı elde ederek başladı. 4 şampiyonluk ve 2 ikincilik kazandı. Daha sonra Avrupa’da istikrarlı bir şekilde devam etti. Kimse ilk senesinde UEFA hedefi koymadı ama sabırla kurduğu takım, Saraçoğlu’nda Werder Bremen’i yenerek UEFA şampiyonu oldu. Tekrar söylüyorum, tamamen kendi oluşturduğu kadroyla. O kadro Barcelona’ya uzatmalarda Süper Kupa’yı kaybetti. Bu sene ise 15 puanla Ş. Ligi’nde grup birincisi olarak gruptan çıktı ve büyük ihtimal bir sonraki turada ismini yazdırdı.
Dün izlediğimiz harika Arsenal- Barcelona maçında Arsenal’in high-line oyunu ile kazandığını gördüğümüzde Arsenal’in nasıl büyük bir iş yaptığının farkına vardık. Barcelona daha önce bir çok takıma yenilmiş dahi olsa, kimse Arsenal’in otaya koyduğu futbolla gerçekleştiremedi bunu. Bu şekilde oynayarak kazanmak isteyen en son takımın Real Madrid olduğunu hatırlatmak gerek herhalde. Arsene Wenger ile uzun yıllardır beraberliği sürdüren Arsenal, kimi zaman harika futbolla Avrupa’nın tepesine yerleşsede, daha sonra birkaç sezon durumu idare eder konuma geçiyor. Ligde belli seviyelerin altına düşmeden, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görerek. Arsene Wenger bu sezonlarda ise takımını kurmaya başlıyor yavaş yavaş. Genç yetenekli oyuncuları katarak bir takım oluşturuyor ve sistemi ezberletiyor. İki yıl sonra Barcelona’nın tahtına oturmuş bir Arsenal kimi şaşırtabilir ki?

Tüm bunları göz önüne aldığınızda, sabırlı olmanın, insanlara doğru şansı tanımanın başarının en büyük etkenlerinden biri olduğu açık. Schuster ile geçirilecek 3 sezonda, doğru kadro yapılanması, bu yapılanmaya ait olan oyuncuların sisteme oturması ve birbirini ezberleyen takım ile gayet başarı yakalanabilir. Ama bu süreçte basının gazına gelmeden, geçmişten ders alarak takıma destek olacak, yönetimi ‘’ öz evlat’’ hamlesine maruz bırakmayacak şekilde takımına destek olacak bizlere ihtiyaç var.

Diana Taurasi olayı iddialar

Diana Taurasi hakkında verilen tedbir kararı geri çekildi. Neden, ne için verildiği kararın hala net değil. Fenerbahçe’de bu kararı rezalet olarak web adresinden vermiş. Ortada her türlü bir skandal olduğu kesin. Ancak çeşitli söylentiler mevcut. Fenerbahçe  tarafında olay negatif teste, pozitif sonuç verildi olarak lanse ediliyor. Bir diğer iddia ise Hacettepe’nin doping testi yeterliliğini kaybetmiş. Yani sonuçlar pozitif ancak yeterlilik kaybedilince çıkan kararların geçerliliği de söz konusu olmuyor. Şu an için Ceyhan Belediyesi’nin oyuncusu Coker içinde geçerli. Onunda cezası iptal edilmiş durumda. Orhan Şam’ın cezası için ise bekleme söz konusu. Burada ise Fenerbahçe’nin olayı nasıl yansıttığı ve Tbf’nin nasıl bir skandalın ortasında olduğu ise asıl nokta. Taurasi’nin sözleşmesinin fesh edilmediği ise diğer bir iddia. Zaten Fenerbahçe’nin sözleşme feshinin haberini resmi siteden çok önceleri kaldırdığını biliyorduk.

Buda yapılan resmi açıklama. Olaylar net bir dille açıklanmamış ve sadece kararın geri çekildiği söylenmiş. Sonuçlar belli ama nedenler hala muamma

Edit: Ceyhan Belediyesi, Coker'ın cezası iptal olunca, bugün 16:00'da oynayacağı maçın ertelenmesini istemiş.

Cernat haklı mıydı?

İbrahim Üzülmez'in sözleşmesinin feshi herkesi şok etti. Bir anda, herkes birbirini aradı haberdar etti. Noluyor, ne oluyor derken olay açıklığa kavuştu. Ankaragücü maçının devre arasında İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez kavga etmiş. İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman'ı yumruklamış. Yönetim teknik heyetle ve futbolcularla konuşmuş ve sonucunda İbrahim Üzülmez'in suçlu olduğuna karar vermiş. Bundan bir hafta öncesine dönersek Cernat'ın yaptığı açıklamalar ve Karabükspor tarafından gelen tepkiler üzerine yapılan yalanlama mevcuttu. Cernat verdiği demeçte
"Beşiktaş'ın problemleri var. Savunmaları kötü ve Guti'nin oynamadığı maçlarda etkisiz kalıyorlar. Son maçta soyunma odasından bağırışma sesleri geliyordu. Oyuncuların kavga ettiği barizdi. Takım içindeki atmosferin ve havanın çok kötü olduğunu söyleyebilirim. Bu durum Dinamo Kiev'in işine yarayabilir,” açıklamalarını yapmıştı. Ne ilginçtir ki İbrahim Üzülmez'de karşı olarak bunları söylemişti;"Benim dışında birçok oyuncu Karabükspor'u yenemediğimiz için o anki sinirle kendi kendine bağırıp çağırıyordu. Bu gayet normal. Her soyunma odasında kılpayı kaçan galibiyet için futbolcular sinirinden bağırıp çağırır. Cernat'ın, bir oyuncu olarak bunları bilmesi lazımdı. Niye öyle bir demeç vermiş anlamadım. Taraftarımız şunu bilsin ki, Dinamo Kiev'i yenmek için bu takım elinden geleni yapacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın."
Anlaşılan Cernat, kavgayı ve takımın hırsını ayırt edebiliyormuş.Yıllardan beri futbolcu olduğu için...

El Fenomeno artık yok


Ronaldo, nam-ı değer No:9... Biz onu Fifa serilerinde No9 olarak tanıdık, sonra aklımız ermeye başlayınca İnter'de izleyebildik. Tabi sakatlıkların izin verdiği kadar. Ronaldo'nun döneceği maçtı Lazio-İnter maçı. Heyecan vardı, Ronaldo oyuna girerken duyduğum sevinci unutmam, iki dakika sonra dizinin döndüğünü gördüğümde içimin burkulmasınıda tabi. Panucci'nin başını iki elinin arasına alıp çaresiz bakışları, Lazio'lu futbolcuların üzüntüsü ve Lippi'nin bakışları...
Ondan iki sene sonra, o dönemin çocuklarının kafalarında sadece ön tarafta saç vardı. Sebebi, tabi ki Ronaldo'ydu. 2002 Dünya Kupası'nda ayağının burnuyla attığı gol. Aklımın erdiğinden beri futbol namına geçirdiğim en güzel günleri bitiren adamdı. Sonra Real Madrid'e gidişi var, Beckham, Nistelrooy gibi sırf o formayı giydiğinden ona karşı duyduğum kötü duygular. Daha sonra Milan'da geçirdiği kısa dönem ve çoğu Brezilya'lı oyuncu gibi ülkesinde sessiz sedasız kayboluş.

Bir gençliğin efsanesi artık futbolu bıraktı, aslında benim için o süreç Batistuta ile başlasa da Ronaldo herkes için farklıydı.

Avrupa’da başarıya hasretiz

Dublin yolundaki ilk rakip Dinamo Kiev, Beşiktaş’a çok yabancı olan bir takım değil. Dinamo Kiev ile Avrupa arenasında 3. kez eşleşen Beşiktaş, Ukrayna temsilcisi karşısında elemelerde tur geçen tek Türk takımı.
Mircea Lucescu yönetiminde, 2002 – 2003 sezonunda UEFA Kupası’nda çeyrek final oynama başarısı gösteren Beşiktaş, o dönemden itibaren Avrupa Kupaları’nda istenilen başarıyı bir türlü gösteremedi. Daha sonraki sezonlarda yer aldığı Şampiyonlar Ligi’nde, 2003 – 2004 yılında grupta 3. olarak UEFA Kupası’na katılmayı hak etmesine rağmen, 2007- 2008 ve  2009 – 2010 sezonlarında aynı başarıya ulaşamadı. Bu dönem içerisinde Beşiktaş’ın, Avrupa Kupası’nda gösterdiği mücadele ise tam bir hayal kırıklığıydı. 2003 – 2004 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nden elenerek, UEFA’ya katılmaya hak kazanan Beşiktaş, 3.turda eşleştiği Valencia karşısında aldığı 3-2 ve 0-2’lik skorlar ile kupaya veda ediyordu. Bu seneden sonra statüsü değişerek Avrupa Ligi ismiyle yoluna devam eden kupada yer alan Beşiktaş, 2004 -2005, 2005- 2006, 2006 – 2007 sezonlarında gruplara kalmayı başarsa da, gruptan çıkma başarısını gösteremeyerek 2. turda kupaya veda etmişti. 2008- 2009 yılında ise 2. ön elemeden katıldığı Avrupa Ligi’nde NK Široki Brijeg’i eledikten sonra karşılaştığı Metalist Kharkiv’i, İnönü Stadı’nda 1-0 mağlup etmesine rağmen, deplasmanda 4-1 mağlup ayrılarak kupadan elenmişti.
Bu sene çok farklı
2002-2003 sezonunda UEFA Kupası’nda çeyrek final oynama başarısı gösterdikten sonra, Avrupa’da istediği sonuçları alamayan Beşiktaş’ta, bu sene her şey çok farklı… Bernd Schuster, Guti Hernandez ve Ricardo Quaresma transferleriyle ayrı bir hava yakalayan Beşiktaş, Türk takımları içerisinde son yılların en başarılı grafiğini ortaya koyuyor. Bu sezon Avrupa Kupası’nda oynadığı 12 maçta, 9 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyet ile Avrupa’da mücadele eden tek Türk takımı olma başarısını gösteren Beşiktaş için ilk hedef; Dinamo Kiev. Beşiktaş, Avrupa Ligi 3. turunda karşılaşacağı Dinamo Kiev ile 17 Şubat 2011'de İstanbul'da, rövanşı ise 24 Şubat'ta Ukrayna'da oynayacak.
Rakip yabancı değil
Dublin yolundaki ilk rakip Dinamo Kiev, Beşiktaş’a çok yabancı olan bir takım değil. Dinamo Kiev ile Avrupa arenasında 3. kez eşleşen Beşiktaş, Ukrayna temsilcisi karşısında elemelerde tur geçen tek Türk takımı. Dinamo Kiev, 1986-1987 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final mücadelesinde Beşiktaş’ı, hava şartları nedeniyle İzmir’de oynanan maçta 5-0, rövanşta Kiev’de ki maçta 2-0 yenerek tur atlamıştı. Beşiktaş, 2002-2003 sezonunda UEFA Kupası 3. tur mücadelesinde eşleştiği Dinamo Kiev karşısında İstanbul’daki 3-1 ve deplasmandaki 0-0’lık skorlarla tur atlamıştı.
Ukrayna ekibi, 1974-1975 sezonunda Avrupa Kupa Galipleri Kupası çeyrek finalinde Bursaspor’u, 1981-1982 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda Trabzonspor’u, 2004-2005 sezonunda Avrupa Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Trabzonspor’u ve 2006-2007 sezonunda Avrupa Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda da Fenerbahçe’yi elemişti.
Dinamo Kiev, Türk takımlarına karşı 14 maçta 8 galibiyet, 4 beraberlik ve 2 yenilgi alırken, attığı 22 gole karşılık kalesinde 9 gol gördü.       
Mazisi başarılar ile dolu
Son zamanlarda düşüşe geçen ve Mircea Lucescu’nun takımı Shaktar Donetsk takımının gerisine kalan Dinamo Kiev’in, mazisi başarılarla dolu. Sovyetler Birliği döneminin en güçlü takımı olan Kiev, SSCB liginde 13 kez şampiyonluğa ulaşırken, 9 kez de kupa kazandı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ukrayna Ligi’nde  mücadele etmeye  başlayan ekip, Ukrayna’da ise 13 şampiyonluk, 9 Ukrayna Kupası ve 4 Ukrayna Süper Kupası’nı kazandı.
Dinamo Kiev, şampiyonluklar ile dolu lig performansının yanında, geçmiş dönemlerde Avrupa'da da ciddi başarılara imza atmış bir takım olarak göze çarpıyor.
Avrupa'da adından sıkça söz ettiren Dinamo Kiev, Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde 200, UEFA Kupası'nda ise 48 maça çıkmış durumda. Şampiyonlar Ligi'ndeki 200 maçta 88 galibiyet alan D. Kiev, bu maçlarda 42 beraberlik ve 70 yenilgi yaşadı.
UEFA Kupası ve UEFA Avrupa Ligi'nde ise 48 karşılaşmaya çıkan Ukrayna ekibi, 17 galibiyet, 17 beraberlik ve 14 yenilgi elde etti. Geçmişte Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda da boy gösteren Dinamo Kiev, bu kupada oynadığı 30 maçta 20 galibiyet, 6 beraberlik ve 4 de yenilgi aldı.
Son yıllarda ki en büyük başarısını, bir zamanlar Fenerbahçe forması giyen Sergei Rebrov ve yuvasına tekrar dönen Andriy Shevchenko’nun önderliğini yaptığı kadro ile 1999 yılında, Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayarak gösterdi.
Ukrayna temsilcisi, 3 kez de Avrupa Kupası kazanma başarısını gösterdi. 1975 yılında oynadığı Süper Kupa finalinde kupayı müzesine götüren Dinamo Kiev. 1975 ve 1986 yıllarında ise Kupa Galipleri Kupası’nı müzesine taşıdı.
Shevchenko geri döndü
Kadrosunda 15 yabancısı bulunan Dinamo Kiev’de, bir isim göze çarpıyor. Dinamo Kiev’de parladıktan sonra AC Milan’a transfer olan ve burada Avrupa’nın sayılı forvetleri arasına ismini yazdıran Andriy Shevchenko da kadroda yer alıyor. Milan’da kazandığı sayısız başarılardan sonra, İngiltere’nin Chelsea takımına transfer olan Sheva, istenilen performansı sahaya yansıtamamıştı. Buradan ayrıldıktan sonra, Milan’da kısa bir dönem top koşturan yıldız futbolcu, bir anlamda yuvası olan Dinamo Kiev’e geri döndü. Grup maçlarında 3 kez yer alan Andriy Shevchenko, takımı adına gol atma başarısını gösteremedi.
Dinamo Kiev’de en tehlikeli futbolcu olarak ise hücum hattında görev alan Artem Milevski dikkat çekiyor. Ligde takımının golcü ismi olan Milevski, Avrupa Ligi'nde de 6 maçta 5 gol attı.
Takımın antrenörlüğünde ise yeni bir isim var. Sene başında Valery Gazzayev’in yerine getirilen Oleg Luzhny ile yolları ayıran Dinamo Kiev takımı, Luzhny’nin yerine eski antrenörleri Yuri Semin’le çalışmaya başladı.
Favori Manchester City
Yapılan transferler ve gösterilen performans sonrası herkesin hayalinde yer alan Avrupa Kupası’na giden yolda, Dinamo Kiev engeli aşıldıktan sonra 3. turda karşılaşılacak muhtemel rakipler belli oldu. 17 ve 24 Şubat tarihlerinde Beşiktaş, Dinamo Kiev’i geçerse, Manchester City- Aris maçının galibi ile karşılaşacak. Son zamanlarda kadrosuna kattığı önemli yıldızlar ile Premier League’in şampiyon adaylarından olan Manchester City, güçlü kadrosu ile Aris karşısında turu geçecek favori takım olarak göze çarpıyor. Beşiktaş, tur atladıktan sonra Aris veya Manchester City ile karşılaştığı takdirde 10 Mart’ta kendi evinde, 17 Mart’ta deplasmanda rakipleriyle karşılaşacak.
Serencebey Gazetesi/Ocak-Şubat Sayısı

Kimi suçluyoruz, kim düzenliyor basın toplantısını?

Hakemler, MHK, Federasyon... Hepsine methiyeler düzüldü, küfürler edildi, basarız dendi, akıllı olsun dendi. Mali kongrede çıkıp federasyon eleştirildi. Sonuç? Beşiktaş lige havlu attı, Şampiyonlar Ligi'ne katılmak, şampiyon olmak kadar uzakta. Hakem hatalarıyla kaybedilmiş dahi olsa bundan daha önceki puanlar, bugün ligde azda olsa devam edebilmek için çok önemli maçta, Beşiktaş galip gelemiyorsa, 90 dakika defans yapan takıma tek pozisyon üretemiyorsa, bırakacaksınız arkadaş bu ayakları. Ne hakem hatası, ne adil olmayan bir yönetim... Hiç birinden eser yoktu sahada. Beşiktaş niye kazanamadı, neden kaybetti? Bu hafta çıkıp basın açıklamalarında bunun nedenini anlatabilecek misiniz?

Bu film ilk kez izlenmiyor? Beşiktaş ne zaman hakem hataları yüzünden puan kaybettiğinden ortalığı ayağa kaldırsa Beşiktaş bir sonraki maçta varlık gösteremiyor? Sebebi çok açık, futbolcunun hiç mi hatası yok? Eğer tek suçluyu hakem ilan edersen, sonucu bugün sahada ki futbol olur. Teknik-taktik konuşmanın manası yok. Bugün Beşiktaş için Spor Toto Süper Ligi bitmiştir. Hemde tam anlamıyla, Şampiyonlar Ligi iddiası olmadan, şampiyonluk iddiası olmadan. Kadro yanlış demiyorum, Schuster gitsin demiyorum ama bırakın artık bunları, taraftarı uyutmayı. Beşiktaş bu şekilde kazanamaz, kazanamıyor. Defalarca yaşanan olayları tekrar etmenin faydası yok. Artık yapılması gerekenler çok açık. Türkiye Kupası kazanılmalı, Avrupa'da gidilebildiği yere kadar gidilmeli, kadro aynen korunup, hangi kaliteli Türk oyuncu bu takıma nasıl dahil edilir onun yolu aranmalı.

Beşiktaş 72-81 F.Ülker

Beşiktaş adına ilklerin yaşandığı Türkiye Kupası'nda, bir ilk daha yaşanıp kupaya uzanılamadı. Emir Preldzic'in insan üstü performansı, yerlilerin sıfıra yakın katkısı kupa önünde ki engeli oluşturdular. Ancak maçın kaybedilmesinden daha çok takımın kısa sürede nereye gelebildiğini görmek önemli bu turnuvada. Çok kısa bir sürede maç sonunu oynayabilen bir takım oluşturuldu. Nitekim Burak Bıyıktay zamanında kaybedilen nice maçlar son dakikalarda gerçekleşti. Özellikle Avrupa arenasına yapılan vedada en önemli unsurdu. Türkiye Kupası'nda ise Efes ve Trabzon maçları kazanıldı ve finale çıkıldı. Takımın dirençi arttı, savunma azda olsa geliştirildi. Bunlar Beşiktaş için turnuva ve geleceğe dair olumlu noktalar. Beşiktaş sene başından beri olumlu işler yapıp devam etseydi, kadro yapısı ve oyun iyi olsaydı, ''Neden kaybedildi?'' sorusuna cevaplar aranabilir veya bu durum sorgulanabilirdi. Ancak bugun konuşulması gereken; takımın kısa sürede hangi seviyeye geldiğidir.

Maça dair ise çok fazla konuşulacak konu yok. Fenerbahçe'nin dış şutlarda diğer maçlara nazaran daha az yüzdeli oynadığı bir maçta, ilk yarı gereken darbeyi indirmek gerekirdi. Ancak yabancı oyuncuların dışında fazla katkı alamama sıkıntısı Beşiktaş'ın maçı kaybetmesine neden oldu. Özellikle Chatman dışında guard sıfatına uygun bir oyuncu olmaması, set kucümlarını sınırlandırdı. Bu durumda Beşiktaş için sezon içinde, bu tip maçlarda sıkıntı yaratmaya devam ediyor. Beşiktaş'ın, finalde kazanabilmesi için savunma ve hücumu en iyi şekilde yapması gerekliydi. Hücumu idare etsede, yapamadığı savunma adeta başına iş açtı. Özellikle ikinci yarı Emir'in yarattığı eşleşme sorununa çözüm gelmeyince, Fenerbahçe'nin ikinci yarı attığı 44 sayının, 30'u Emir'den geldi ve Türkiye Kupası finallerine etkileyici performansla ismini yazdırdı.

Yazının başındada belirtilen gibi bugün kupada neden kaybedildiğinden daha çok takımın hangi seviyeye çıktığı dikkate alınmalıdır.

Finaldeyiz... Beşiktaş 90 - 88 Trabzonspor

Finale bir adım kaldığını söylemiştik. Ancak o bir adım hiçte kolay olmadı. Trabzonspor'un ligin ilk yarısında yendiğimiz takım olmadığını biliyorduk, buna savunmada etkisizliğimizde eklenince maçın büyük bölümünü geride götürmek zorunda kaldık. Maçta Ogilvy ile topu buluştuma çabası içindeydik, başarılıda olduk. Ancak bizim kullandığımız bu silahı, Trabzonspor Micheal Wright ile kullanma çabası içindeydi. Kullandılarda çok rahatlıkla ve 22 sayıyla maçın en skoreri Wright oldu. İkinci periyottun başında ön alan savunması yapmaya çalışsakta, çok fazla sürmedi ve normal düzeyde savunma devam etti. Bu bölümde Serkan Erdoğan Beşiktaş, Hadi ise Trabzonspor için ekstra işler yaptı. 3.Periyotun başında savunmada tekrar tempolu başladı Beşiktaş ve tekrar kısa sürdü. Savunmaların yine alt seviyede olduğu bu periyotta karşılıklı basketler bulunuldu. Chatman, Kemp ve Ogilvy bu periyotta Beşiktaş için skor üreten isimlerdi. Son periyotta ise iki kere 4 sayı geriye düşsede Beşiktaş Serkan ve Kemp ile geri döndü ve maçı kaybederken, geri dönüp kazanmayı bildi.

Artık Beşiktaş finalde, hemde çok uzun bir süre sonra. Maçı kazandıran isimler Kemp ve Serkan Erdoğan gözükse de, maçın bu denli sıkışmasının sebebi de bu iki isim. Ön alanı çok iyi savunamayan iki Trabzonspor'da guard oynayan herkesi kaçırdılar. Mustafa Abi'de girdiği bölümlerde verimli olamayınca savunma adeta dibe indi. Final maçında aynı şeyler yaşanmayabilir, Efes savunma, Trabzonspor maçı hücum ile kazanıldı. Finalde ise her ikisine birden ihtiyaç var. Özellikle Serhat ve Mustafa Abi'nin göstericeği katkı çok önemli olacak. Finaller Beşiktaş için ilkler olarak ileliyor. Uzun süre sonra ilk maçtan galip ayrıldıktan sonra, şimdide çok uzun bir süre sonra finale ismini yazdırdı. Kupa olur mu? Çok zor ama imkansız değil, doğruların yapıldığı bir oyunda neden kazanılmasın?

Finale Bir Adım

Beşiktaş için yıllardan beri süren bir şansızlığı daha kırma şansı bugün karşısına çıkıyor. Efes Pilsen’i yenerek uzun yıllardan beri Türkiye Kupası’nda ilk maçlarda elenme geleneğine son veren Beşiktaş, 30 yıl sonra Türkiye Kupası’nda final mücadelesi vermek için Trabzonspor ile karşılaşacak. Ligde ilk maçta Trabzonspor’u mağlup etmesi bu maç için bir referans olabilir ama şu anki Trabzonspor, ilk maçta ki haline oranla daha toparlamış halde ve Beşiktaş’a oranla daha kolay bir rakip ile oynayıp yarı finalde yer alma hakkı kazandı. Beşiktaş için maçta belirleyici nokta rotasyona giren oyuncuların, oyuna vereceği katkı olacak. Özellikle Chatman’nın yer almadığı zamanlarda, setlerin oynanabilmesi çok önemli. Beşiktaş bu maçtan galip ayrılırsa Galatasaray- Fenerbahçe maçının galibi ile karşılaşacak. Alacağı bir galibiyet ile finale adını yazdırabilirse, bu bakımdan da avantajlı olarak sahada yer alacaklar. Çünkü diğer taraftan gelen rakipler, ilk turda Banvit ve Olin Edirne gibi zorlu maçları geçtiler, özelikle Fenerbahçe, Banvit karşısında yoruldu ve şimdi Galatasaray gibi bir diğer zorlu takımla karşılaşacaklar. Bu bakımdan finale adını yazdırdığında Beşiktaş’ın avantajı söz konusu olacak.

500 Milyon Dolar değerinde maç

Deloitte, her yıl yaptığı açıklamalardan sonra Manchester City’nin ekomonik olarak ne kadar büyüdüğü gözler önüne seriliyor. Geçen yıl Avrupa kupalarında mücadele etmeyen City, bu sene 9 basamak yükselip, 11. sıraya yerleşmiş. Yarın ise 500 Milyon Dolarlık maç sahnelenecek Premier League’de.  Toplam geliri 150 milyon dolar olan Manchester City, 350 milyon dolarlık geliri olan Manchester United ile Old Trafford’da karşılaşacak. 14:45’te oynanacak maç, Premier League’nin ne kadar büyük bir pazara, ekonomiye ve endüstriyel futbolun beşiği olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Efsane artık yok

Benim gibi herkes yaşadığı şoku atlatabilmiş değil. NBA’de her şeyin olabileceği aklınıza gelir ama bir gün Utah’ta Jerry Sloan’nın istifa edeceği aklınıza gelmezdi. Hele Deron Williams yüzünden istifa edeceği hiç gelmezdi. Son yıllarda yaşadıkları başarıdan sonra hızla düşüşe geçmişti Utah, ancak 23 senelik Utah kariyerinde bunu bir çok kez yaşamış olan Sloan’nun bundan etkilenmesi söz konusu değildi. Nitekim öyleydi ama her zaman ki gibi Deron Williams bozdu her şeyi. ‘Ya o gider, yada ben’ restini çeken Deron Williams karşısında coacha gerekli destek verilmedi ve efsanelerin koçu Jerry Sloan, istifa etti. Hem de hiç hak etmediği şekilde buna yönlendirildi. Dün yapılan basın toplantısı için söylenebilecek çok fazla şey yok. İzleyenler zaten farkındadır her şeyin. 23 yıllık kariyerinde hiç şampiyonluk yüzüğü takamadı, yılın koçu seçilemedi, Michael Jordan efsanesine rastlaması belki de en büyük şansızlığıydı. Mehmet Okur’un All-Star olabilmesinde en büyük paylardan birine sahipti. Deron Williams’ın, şu anki kariyerine sahip olabilmesinde %90 onun payı vardır. Evet belki köklü değişiklikleri sevmiyordu ama efsaneydi, Karl Malone ve John Stockton onun eseriydi. Şu an ligde oynayan 37 oyuncu, o takımın başına geçtiğinde hayatta değillerdi. Takımlar bu süre içinde toplamda 247 antrenör değişti. Ancak Jerry Sloan hep ordaydı. Deron Williams çıkana kadar…

Artık Utah’ta milyonlarca kişinin nefret ettiği bir Deron Williams var. Başında da yeni antrenör Tyrone Corbin var. Bundan sonrası Utah için ne olur bilinmez ama yeni gelen antrenörün bir Jerry Sloan olması imkansız gibi bir şey.

Sporu yasa değil, adil ve seyredilmeye değer oyun korur

1- Sahada adaleti koruyun, cesur hakemin herkese karşı yanında olun ama eyyamcı olanı kollamayı bırakın,
2- Oyunun güzelliklerini sergilemeye çalışanla, tekme atarak kazanmaya çalışanı ayırın,
3- Toplu ve uzun süreli küfüre ‘hiçbir’ statta prim tanımayın, oyunu durdurtun,
4- Stadyumları çilehane olmaktan çıkarın, giriş çıkış izdihamlarını, pahalı büfeleri, pislik içindeki tuvaletleri insanlara reva görmeyin,
5- Maç saatlerini yayıncı çıkarlarından çok, aileler ve çalışan insanları daha çok gözeterek uygulayın,
6- Bilet fiyatlarını bir babanın çocuğunu rahatlıkla maça götürüp futbolu sevdirebileceği seviyeye çekin,
7- Polisin keyfi uygulamalarını, taraftara karşı kinini bitirin, polisin saygınlığını ve güvenini yeniden kazandıracak adımlar atın,
8- Futbolu zorla herkesin belli koltuk numarasına oturtulduğu sinema sıkıcılığına sokmaya uğraşmayın, seyircinin katılımcı olduğu konser tadında bırakın,
9- Bedava bilet ve otobüs sağlayanları afişe edin ve cezalandırın,
10- Karaborsanın kaynağına inin, içinde cephanelik olan deplasman otobüsünü şehre yaklaştırmayın,
11- Rakip takım taraftarlarını dostane bir şekilde karşılamayı gelenek haline getirin (burası tribüncülere)
12- Tahrik edici yazılara, manşetlere, yönetici demeçlerine gerçekten caydırıcı cezalar uygulayın,
13- Oyunun adrenalin üzerine kurulu olduğunu unutarak insanları fişleme, uzaklaştırma, tribünleri seyirciye muhtaç hale getirme hatasına düşmeyin, sokakta yapınca karşılığı aynı olmayan cezayı sporda uygulayamayacağınızı unutmayın, jenerik görüntü diye verdiğiniz meşaleden memleketin dış borcunu ödemeye kalkışmayı bırakın,
14- Tribünleri susturmaya, tek seslileştirmeye uğraşmayın, demokratik tepkiyi provokasyon, binlerce insanın çağrısını gerçek X takımı taraftarı olmayan bir avuç kendini bilmez saymayın,
15- Spor endüstrileşti diye her şeyi satılığa çıkarmayın, uğruna bu kadar karşılıksız mesai harcanan, sosyal bir anlamı olan taraftarlığı metalaştırmayın, yenilginin dünyanın sonu ve kırıp dökme sebebi değil oyunun doğası olduğunu hatırlatın,
16- Spor yapma imkânlarını ucuzlatın ve küçük yaştan itibaren yaygınlaştırın, spor yapmayan toplumlar sporu da sporcuyu da yasalarla sevemez, kolaya kaçmayın,
17- Kurunun yanındaki yaşı yakmaya çalışmayın, bütün güzellikler emek ve çaba isteyen organizasyonlarla başarılabilirken taraftar gruplarına organize çete muamelesi yapmayın,
18- Bu ve benzeri, bilinen sorunları tespit etmeden çözüm üretmeye çalışmayın, yeni yasaya hiç kimsenin ihtiyacı yok, boşuna yaygara yapmayın!

ÖnceBeşiktaş.com

Basketbol Şubesi Twitter'da

Tamda Social Media Week'te, kulüplerin sosyal ağları, özellikle twitter'ı nasıl kullandığı sorgulandıktan sonra kulüpten yapılan açıklama ile artık basketbol şubesini Twitter üzerinden takip edebileceğimiz haberi geldi. Asıl merak konusu, Beşiktaş'ı takip eden çok kişi olacaktır ama kimler takip etse nasıl olur. Mesela Ergin Ataman'nın yazdığı retweet edilse yada oyuncu cezaalrı yada primleri ordan açıklansa hayli ilginç olabilir

Basketbol Şubesi Twitter Adresi:
http://twitter.com/bjk_basketbol

Zihniyet...

İnsanlara şartları, koşulları ne kadar rahat hale getirsenizde, bazılarının kafasında bir şeyler değişmiyor. Türk Telekom Arena'da yaşananlarda o tarz olaylardan. Deplasman tribünü, stadın yapımından itibaren tartışılan konuydu. Üst katta deplasman seyircilerinin bulunması, alt katta ki localara ve taraftarlara zarar verilecebileceği kuşkusunu yaratıyordu. Çok geçmeden, TT Arena'da ki 2. maçta iki tane çocuğun kafası yarıldı. Kurumlar tarafından deplasman tribününün değiştirilmesi yönünde istekler var. Peki değişsse ne olacak? Alt kata rakip tribünü aldınız diyelim? Bu sefer Galatasaraylı taraftarar aşşağıya bir şey atmayacak mı? Düşünsenize bir derbi maçını, aşşağıda Fenerli yada Beşiktaşlı seyirciler varken, oraya birşey atılmayacağının garantisini kim verebilir? Alt kata indirilen deplasman tribünü, yukarı bir şey atma çabasına girmeyecek mi? Hadi klasik, her stadta yer alan düzen olsun. Yan yana duran tribünlerde ne yaşanıyor? Her derbi maçında, deplasman tribünündeyseniz üzerinize meşale dahil her şey atılmıyor mu ve ya rakip tribünden diğer tribünlere aynı şekilde cevap verilemiyor mu?

Yani sorun deplasman tribününün, stadın neresinde yer aldığı değil. O tribüne gelenlerin beyninin içinde ne kadar akıl sahibi olduğuyla alakalı.

All Star maçıda parti havasında

Nba All-Star haftasında Derrick Rose'un önderlik ettiği Dwayne Wade, Snoop Dogg gibi isimlerin eşlik ettiği bir çok partinin olduğundan bahsetmiştik. Biz bu partilere iştirak edemesekte, Nba yönetimi bizim için ufak bir parti hazırlamış gibi gözüküyor. Rihanna'nın, bu dev organizasyonda yer alacağının biliyorduk, şimdi Keri Hilson ve Bruno Mars'ta bu isimlere eklenenler arasında. Hiç fena değil...

Bu sefer devam eden tarafız

Yıllardan beri Türkiye Kupası'nda ilk maçta kupaya veda etme geleneğimizi zorda olsa bozduk. Aslında alttan alttan herkes bu duruma inanıyordu. Hem dar kadroyla Efes Pilsen'i ligde elimizde kaçırmamız, hem Ergin Ataman'nın etkisinin takım üzerinde görülmeye başlaması Efes Pilsen engelini öyle yada böyle geçebileceğimizin göstergesiydi. Nitekimde öyle oldu ama takımdan daha önce hiç görmediğimiz şeylerle oldu. İlk başta skordanda anlaşılacağı gibi, savunma direnci maçın kazanılmasının en önemli unsuru. Özellikle Rakoçevic'in iyi başladığı anlardan sonra üzerinde kurulan baskı, Perasovic'in Ender Arslan'ı sezon boyunca bir kenara bırakmasının bedelleriyle beraber etkisini gösterdi ve Efes, maç boyunca 19 top kayıbı yaptı. Savunmada gösterdiğimiz bu dirence A.J Ogilvy'nin gösterdiği performans eklenince galibiyeti elde eden takım olduk.

Şimdi sırada ki engel; MP Trabzonspor. Küçümsenmeyecek bir rakip. Özellikle belirli yanlışlardan dönüldükten sonra ciddiye alınması gereken bir rakip durumunda. Ancak normal şartlar içerisinde Trabzonspor'u geçerek finale ismimizi yazdırmamız gerek. Olası final durumunda, rakip kim olursa olsun yorgun bir şekilde karşımıza çıkacak. Olin Edirne, Banvit, F.Ülker, Galatasaray arasında yapılan maçlarda F.Ülker biraz daha önde.

İnsan mısınız?


17 Şubat Perşembe günü UEFA Avrupa Ligi'nde oynanacak Beşiktaş - Dinamo Kiev karşılaşmasının bilet fiyatları açıklandı.  Eski Açık: 80,00 TL
Yeni Açık: 90,00 TL
Kapalı Alt: 175,00 TL
Kapalı Üst: 200,00 TL

Numaralı ve V.I.P tarafını yazmaya gerek yok zaten. Bu fiyatlar nedir? Ayıp, rezillik!! Tamam biliyoruz, u konularda pek hakim değilsiniz. İnsanların ne kadar gelir elde ettiğinden haberiniz yok. Ancak Allah'ından utanmıyor musun? Bu tribüne gelen herkes, sizin gibi Papermoon'da yemek yedikten sonra masadan kalkmıyor ki. Okul harçlığından, eve giderken çocuğuna alacağı gofretten vazgeçip bu tribüne gelen var. Hiç mi düşünmediniz, 3 gün sonra Fenerbahçe maçı var, bu millet nasıl karşılasın diye. Ama pardon, insan olan düşünebilir, bendeki de soru işte

İnsan olan görüyor merak etme

MHk Başkanı Oğuz Sarvan Ntvspor'a verdiği röportajda 'Beşiktaş-Kardemir Karabükspor maçındaki pozisyonun insan gözüyle görülmesi mümkün değil. IFAB, 4-6 Mart tarihlerinde Galler'de toplantı yapacak. Futbol oyun kurallarını değiştirmede tek yetkili olan IFAB, mart ayında Galler'deki toplantısında teknoloji kullanılmasını değerlendirecek' demiş.

İnsan gözünün görmemesine imkan yok, eğer sen görevini doğru yaparsan, yan hakemin işini iyi yapıp doğru yerde pozisyon alırsa, bu golü değil insan gözü, hayvanlar bile görür, ancak 'insan' gibi maç yönetirsen. Tıpkı bu güvelikçinin gördüğü gibi... Demek ki neymiş, Oğuz Sarvan? İnsan görürmüşte, siz görmezmişsiniz.

Yeni Quaresma'lar İçin Takip Etmek Gerek

 Uefa 2012 kriterleri yaklaşırken, kulüplerin neler yapması gerektiği, nelere tabi tutulacakları da gün ışığına çıkıyor. Tabi ki ilk önce, en önemli detay olarak transfer harcamaları göze çarpıyor. Mevcut borçların durumu, bu borçlara göre verilecek transfer bütçesi ve uygun kriterler gerçekleşmezse transfer yasağı, Avrupa kupalarında ve kendi liginde oynayamama cezaları oluşacak olaylar zincirinin tamamını gerçekleştiriyor.

Özellikle Beşiktaş ve geride kalan 3 büyük takım durumunda olan, transfere ve yıldız oyunculara astronomik ücretler veren, altyapılardan fazla futbolcuyu bir üst kademeye çıkaramayan takımların sarılması gereken en önemli şey, scouting. Her ne kadar bu yıl, geride kalan yıllara nazaran daha az transfer ücreti ile yıldız statüsünde ki oyuncuları kadrosuna katmış olsa da Beşiktaş, şu an mali açıdan ciddi zarar almış durumda. Bunun en büyük örneği; torba yasa çıkmaması durumunda ödenecek olan vergi borcudur. Bu gibi mali krizin içinde yapılması gereken scouting ile takıma daha sonra parlayacak genç yıldızlar katarak, takımınızın transfer defterinin, kar bölümüne bol sıfırlı artılar katabilirsiniz. Bunun en iyi örneklerini, Portekiz Ligi’nde yer alan Sporting, Benfica ve özellikle Porto’da, Fransa’da Lyon’da, İngiltere’de Arsenal’de görebilirsiniz. Tüm bu örnekleri göz önüne aldığınızda, sattıkları her oyuncudan ne kadar kar ettikleri ve o oyuncular ile Avrupa arenasında ne tür başarılara imza attıkları tartışılmaz

                                                             U20 Şampiyonalarında yer alan yıldızlar
Beşiktaş’ın ise artık bu yola girmesinin zamanı geldi de geçiyor. Türk futbol tarihi özkaynak düzenin en başarılı örneğini sergileyen kulübün, bu geleneği yabancı futbolcular ile sağlayarak geliştirmesi, mali açıdan gelir elde etmesi ve bunun yanında sportif başarıda elde etmesi gerekmekte. Özelikle bu dönemde Guti, Quaresma, Simao, Fernandes ve Almedia’yı çok cüzi miktarlara kadrosuna katan Beşiktaş’ın, artık bu seviyelerde durması gerekmekte. Ancak yıldız oyuncu dediğinizde her zaman bu istikrarda devam edemeyebilirsiniz, bunun için geleceğin yıldızlarını kendi bünyenizde yaratmak en doğrusu. Bu amaçta izlenmesi ve takip edilmesi gereken en önemli yer ise U20 Dünya Şampiyonları, Dünya’nın her yerinden oyuncunun yer aldığı bu turnuvada, Avrupa’nın dev takımlarının kadrosuna katılmamış bir çok yetenek sahada yer alıyor. Özellikle U20 Şampiyonası’nda yer alan oyuncuların, Dünya futbolundaki etkileri incelendiğinde bu pazarın ne kadar büyük ve yararlı olduğu ise su götürmez bir gerçek. Bunun için atılacak ilk adım ise Kolombiya U20 Dünya Şampiyonası. Turnuvaya katılacak takımlar arasında, Suudi Arabistan, Güney ve Kuzey Kore, Avustralya, İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Hırvatistan, Avusturya ve Kolombiya yer alıyor. Turnuvada, Güney Amerika’dan gelecek takımlar elemeler bittiğinde belli olacak

Hamdi Serpil Tüzün'den Futbol Dersleri

Türk futbolunda yapılan devrimlerin fitili ilk ateşleyen adam, efsanelerin yaratıcısı, Türk futbol tarihini tekrar yazdıran adam; Hamdi Serpil Tüzün. Serencebey Gazetesi'nde futbolun gerçek yüzünü anlatıyor, futbolun daha önce hiç görmediğiniz halini size gösteriyor... Futbolu doğru anlamak için Hamdi Serpil Tüzün'den Futbol Dersleri

Nba All Star Partileri

NBA All-Star yaklaşırken, bir bir All-Star haftasına özel partiler düzenleniyor. Partilerin ev sahipleri, sıkı LA Lakers taraftarı Snoop Dogg , Chicago'nun yıldızı Derrick Rose, Fabolous, Dwayane Wade. Derrick Rose'a vereceği partide ABD'nin 24 seksi modeli eşlik edecekken, Snoop Dogg'un Playboy Mansion'da düzenlediği Angels&Devils temalı partisinde, Playboy güzelleri yer alacak.Artık kim melek, kim şeytan ona NBA'in yıldızları karar verir. Fabolous, Dwayane Wade ikilisine, gene Derrick Rose eşlik ediyor. 20 şubat gecesi Krees gece kulübünde ki partide, Dj Drama'da yer alacak.

Asıl parti ise 20 Şubat gecesi, Staples Center parkelerinde Rihanna ile olacak

Wembley Final Topu

' Efsanelerin Mekanı' 6. kez Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, final maçında oynanacak topta Adidas tarafından gösterime çıkartıldı. Topun dizaynı şu ana kadar gördüğüm en güzel final topu niteliğinde. Wembley'de ki finale de böyle bir top yakışırdı.

Yanıltma bizi Serdal Başkan

Karabükspor maçı ve yaşanılanlardan sonra bir çok kişi yorum yaptı, kendine göre açılımlarda bulundu. Schuster'e suç bulanlar, yıldızları yatmaya geldi diye suçlayanlar, hakemlerin tek sorumlu olduğuna inanlar vs. Ortada bir gerçek varsa; tarihinin en iyi kadrosuna sahip olan Beşiktaş'ın, tarihinin en kötü performanslarından birini gösteren Galatasaray'dan , deplasmanda rakibini mağlup etmesine rağmen sadece 3 puan önde olmasıdır. Hakemlerin bile katkısı olsa, önündeki 4 rakibi ile toplam 41 puan fark olmasını hakemlerin üzerine yıkıp, sıyrılmak basitliktir, Beşiktaş'a yakışmamaktadır. Belkide oyunlar oynanıyor, belkide başka şeyler var ama sen hakemi de yenip birşeyler başaramayacaksan hala birşeyler eksiktir, yöneticilikte, organizasyonda, kadro yapısında, teknik ekibinde...

Yaptığın transferler ile bizi diğerlerinden farklı olduğuna inandırdın, ama hayal kırıklığına uğratma bizi Adalı!

Bir Garip Transfer

Guard arayışlarından sonra Lafayette’da karar kılan teknik ekip, sağlık sorunları nedeniyle Lafayette’dan vazgeçti. Yerine ise apar topar Marcelus Kemp ile anlaşıldı. Chatman’ı yedekleyecek, 1 numara pozisyonunda oynayan oyuncu ihtiyacı olduğundan bahsedilip, 2 ve zaman zaman 3 numara oynayabilen Kemp’in alınması hayli ilginç. Chatman’nın rotasyonunda yer alacak oyuncunun getirileri farklı olacaktı, Kemp’in getireceği artılar farklı olacak. Lafayette tarzında bir oyuncunun olması, rotasyonda Chatman’ı çok rahatlatacak, takımın hücum tarzının bütün maç boyunca sürdürülebilmesini sağlayacaktı. Kemp ise atletik özellikleri olan, şutu fazla iyi değil, asisti çok fazla olmayan bir oyuncu. Yani içeri penetreleri ile potaya gidip sayı bulabilen, savunmada direnç arttırabilecek birisi. Savunma bakımından ve penetre özelliği ile hem savunurken, hem de hücum ederken setin uygulanamayacağı anlarda katkısı olacaktır. Benetton’dan, disiplin sorunları ile ayrılması, Ergin Ataman’nın bu oyuncular ile olan diyalogu, oyun yapısından daha büyük soru işaretleri.İlginç bir transfer hikayesi ile takıma katılan Kemp’in, asıl durumunu Türkiye Kupası maçlarında görücez. O zamandan sonra kafamızda her şey daha biraz netleşir.

UEFA Kriterleri Beşiktaş’ı nasıl etkileyecek?

2000’li yılların başlangıcı ile Avrupa futbol yapısı da değişmeye başladı. Real Madrid’in yarattığı “Los Galaktikos” akımı ile değişen ve endüstriyelleşen futbolda, futbolculara ödenen 100 milyon dolara yakın bonservis bedelleri, Premier League’i ele geçiren Arap şeyhleri ve Roman Abramoviç ile beraber kulüplerin kendi gelirlerinin çok üstünde, sahiplerinin verdiği borçlarla yaptığı astronomik transferlerin, kulüpler arasında yarattığı haksız rekabet ve bunun getirdiği olumsuzluklar UEFA’yı harekete geçirdi. Temelinde finansal yapılanmayı hedef alan bu kriterler, mali durumunu göz önüne alındığında, Beşiktaş’ı oldukça yakından ilgilendiriyor.

Finansal Fair Play
UEFA’nın bu kriterler ile yola çıkarken kullandığı slogan; Finansal Fair Play. Yani slogandan da anlaşılacağı gibi UEFA’nın yerine getirmek istediği temel işlem, kulüpler arasındaki finansal dengesizliği ortadan kaldırıp, herkese eşit şans vermek. UEFA Başkanı Michael Platini, bu konuda rahatsızlığını çoğu zaman dile getiriyor. Başkan, Cristiano Ronaldo transferinde yaptığı açıklamalarda, oyunculara ödenen yüksek bonservisler nedeniyle oyuncu piyasasının gerektiğinden çok daha fazla yukarı çekilmesi ve diğer kulüplerin zor duruma düşmesi üzerine duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koyuyor. UEFA’da duyulan bu genel rahatsızlık üzerine “Finansal Fair Play” adı altında uygulanacak UEFA 2012 kriterleri, futbolda mali konulara belli standartlar getirmeye hazırlanıyor.

Kara para aklanamayacak
Finansal Fair Play” uygulaması tam anlamı ile 2012-2013 sezonu ile yürürlüğe girecek. Bu yapılanma futboldaki finansal düzene ilişkin yeni yaptırımlar getiriyor. Bu yaptırımlara göre, artık kulüpler gelirlerinden daha fazla para harcayarak transfer yapamayacaklar. Yine aynı şekilde, kulüplerin sahipleri veya yöneticileri tarafından kulübe borç para verilemeyecek. Eğer kriterlerin uygulanmasına başlanan sezondan önceki döneme ait borç mevcutsa, 2012- 2013 sezonu ile bu borçlar, kulübün kendi gelir kaynakları ile geri ödenecek. Bu uygulama ile kulüplerin futbol gelirlerinden başka sahip olduğu gelirleri futbola aktarmasının önü açıkça kesilmek isteniyor. Bu uygulama ile kulüpler arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmak gibi bir düşüncenin yanında, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) kara para aklamayla mücadeleyi yürüten Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF), “Futbol Sektörü Aracılığıyla Kara Para Aklama” konulu raporunda da belirttiği, futbolun artık karapara aklamanın en elverişli ortamı olduğu gerçeğinin önüne geçebilme isteği mevcut.

Katılım İçin Lisans Şart
UEFA kriterlerinin uygulanabilmesinde bir diğer önemli nokta ise lisans alabilmek. UEFA, kulüplere transfer yapabilmek, uluslararası turnuvalara katılım sağlayabilmek için lisans almayı şart koşuyor. Kulüpler kriterleri yerine getirdikten sonra ulusal federasyonlar, o kulüp hakkında bir rapor hazırlıyor ve raporu UEFA’ya gönderiyor. UEFA, bu raporu onayladıktan sonra kulübe lisans hakkı veriliyor. Buna göre her ulusal federasyon, lisans verme hakkına sahip olduğu için UEFA'nın hazırladığı kulüp lisans talimatını kendi kanunları doğrultusunda ve UEFA'nın belirlediği asgari koşulları koruyarak hazırlamak zorunda kalıyor. UEFA ise kulüplere lisans hakkını verirken, kriterleri a-b-c olarak üç ayrı gruba ayırmış durumda. A grubunda yer alan kriterleri yerine getirmeyen kulüp kesin olarak lisans alamazken, B grubuna ait kriterleri yerine getirmeyen kulüp lisans alabilecek olsa da, bazı yaptırımlara tabi tutulacak. C grubu kriterler ise herhangi bir yaptırım ya da lisans engeline sebep olmayacak ama bu grupta yer alan kriterlerin, kulüpler tarafından en iyi şekilde uygulanması istenecek. Sonuç olarak kulüpler sportif açıdan ne kadar büyük başarılara imza atmış dahi olsalar, kriterleri yerine getirememenin sonucunda lisans alamayacaklar ve bu yüzden Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi gibi parasal ve pazarlama açısından büyük bir pazardan da mahrum kalacaklar.

Kriterler Sadece Mali Konuları İçermiyor
2012 UEFA kriterleri, sadece mali konular üzerine yapılandırılmış bir uygulama değil. Uygulama temelde mali konular üzerine yoğunlaşsa da futbolun gelişip, daha yukarı seviyelere çıkabilmesi için, altyapıdan tesislerde sağlanacak ortama kadar bir çok konuyu ele alıyor. Futbol altyapısındaki oyuncuların kişisel gelişimini, izleyicilerin güvenli bir ortamda yer almasını sağlamak gibi altyapı kriterleri mevcutken, kulüp personelinin profesyonel olması, yetkin kişilerden eğitim görmesi, nitelikli personel yetiştirmeleri, altyapıdan yetiştirilen oyuncuların “Fair Play” olgusu kazanması, eğitimlerinin en üst seviyede verilmesi gibi sportif ve personele ilişkin kriterler de yer almaktadır. Bu tarz maddeleri de içeriğinde bulunduran UEFA kriterlerinin uygulanmaması durumunda ise çeşitli seviyelerde, giderek ağırlaşarak uygulanacak yaptırımlar şöyle;

1- İhtar; tüm kriterlerin ilk ihlali halinde uygulanır.
2- Para cezası; ihlalin ihtardan sonra tekrarında uygulanır.
3- Yeni futbolcu alımının yasaklanması; kulüplerin futbolcu, teknik kadro, federasyona olan borçlarının kapatılmaması veya FİFA - UEFA tarafından verilen kararlara uygun işlemlerini yerine getirmemesi halinde uygulanır.
4- Puan indirimi; para cezasına rağmen tekrarı halinde cari veya sezon puanlarından indirim şeklinde uygulanır.
5- Futbolcuya lisans verilmemesi veya geri alınması; puan indiriminin tekrarı halinde uygulanır.
6- Küme düşürme; puan indirimine rağmen tekrarı halinde uygulanır.
7- Tescil iptali; küme düşürmeye rağmen tekrarı halinde uygulanır.


Beşiktaş Zorlanacak
Genel kriterlere bakıldığında Beşiktaş, bu uygulamada en büyük sıkıntıyı mali kriterlerde yaşayacak. Çünkü, Yıldırım Demirören dönemi ile başlayan sürekli borçlanma, çarpık mali yapılanma, hazırlanan kriterlerde önüne geçilmesi istenen baş unsur durumunda. Özellikle gelir-giderlerin eşit olması istenildiği kriterlerde, - 67 milyon dolar bütçenin yanında, başkana olan 91 Milyon TL ve Serdar Adalı’ya olan 9 Milyon TL’lik borç, ilk olarak kapatılması gereken mali açık. Toplamda 190 Milyon TL kendi kaynaklarından karşılayarak borçlarını ödemek durumunda kalan Beşiktaş’ın, Şampiyonlar Ligi veya UEFA’da kısa dönemde başarı sağlayamaması, Spor Toto Süper Ligi’nde üst sıralarda yer alamaması durumunda kaybedeceği kazanımlar ile bulunduğu durumdan çok daha zor bir duruma sürüklenebilir.

Beşiktaş’a Yarar da Sağlayacak
2012 UEFA Kriterleri, bugünün şartları içerisinde her ne kadar Beşiktaş’ı zorlayacak olsa dahi, birçok yarar da sağlayacak. Bahsedilen kriterleri sadece mali kriterlerden oluşturmuyor. Ek olarak profesyonelleşme, tesisleri geliştirme, altyapıya destek ve futboldan sağlanan gelirlerin sadece futbola aktarılması gibi konu başlıkları da yer alıyor. Eğer her kriter doğru olarak yerine getirilirse, Beşiktaş sürekli kendini yenileyen ve geliştiren bir kulüp konumuna gelecek. Ayrıca futbola sadece futboldan elde edilecek gelirler ile yatırım yapılacağından, basketbol, voleybol, hentbol şubelerinin gelirleri tamamen bu şubelerin elinde kalacak ve her branşta doğru mali yapılanma sağlanarak başarının yolu açılacak.

Beşiktaş 1-1 Karabükspor

Çarşamba günü 20:00'da maç oynamış takıma, Cumartesi günü 16:00'da maç oynatan zihniyetin, lig liderine boş geçtiği bir hafta sonrası Pazar günü maç koyması bütün hafta kafamızda komplo teorilerine yol açıyordu. Her ne kadar güneşi görmüş olsak da, soğuk havada üşüdüğümüz maçta, sahada ki futbolda aynı havanın durumu gibiydi. Quaresma ve Guti'den yoksun olsada, Simao, Fernandes, Almedia gibi yıldızlarıyla sahada olan Beşiktaş'ın ilk yarıda ki futbolu o denli kötüydü. Karabükspor'un önde yaptığı pres ile top çıkartmakta zorlanan Beşiktaş, bu sorunu aşmak için Guti'yi fazlasıyla aradı. Stoperlerin rahat top aktaramadığı Ernst ve Fernandes, aldıkları topları akılcı paslar ile ileri uç ve kenarda ki adamlarla buluşturamayınca yapılan top kayıpları, her iki kanattaki beklerin hucüma katkısınıda sınırladı. İsmail'in ise son haftalarda ki gösterdiği performans ile bu oyun şablonunda oynaması gereken biri olduğunu gördük. Keza kaybedilen toplarda yaptığı baskılar ile topu kazanıp, takımı atağa kaldırması Beşiktaş'ın o bilindik rakibi bunaltan, baskı altına alan oyununa katkısı yadsınamaz derecede büyük. İbrahim aynı dinamikliği sağlayamayınca ve Ekrem'in de buna ayak uydurmasıyla ilk yarı Karabükspor'un kontrolünde geçti.

İkinci yarı, Emenike'nin Toraman'ı alt etmesi sonucu, Sivok'un sol stopere geçmesiyle başladı. Nitekim buda işe yaramadı ve tamamen alışık olmaması sonucu yaptığı hata ile Emenike Sivok'un yanında araya kaçtı ve Karabükspor'u 1-0 öne geçirdi. Bu dakikadan sonra Simao ile sol kanat işlemeye başladı. Bunda Karabükspor'un öne geçmenin avantajı ile geri çekilmeside neden oldu. Simao'nun soldan gerçekleştirdiği ataklarla kale yoklandı. Bu esnada bir penaltı verilmedi ve Simao'nun yaptığı orta sonucu Karabük kendi kalesine gol attı. Deplasman oyunu şablonuna dönen Karabük ise Emenike ile girdiği pozisyonda, Hakan'ın yaptığı net penaltıyı hakem yüzünden alamadı.

Maç boyunca Almedia bolca sola kaçtı, çünkü topu almak için geriye kaçtığında en rahat topla buluştuğu noktaydı. Açıkça görülen bir şey var ki Beşiktaş kazanmak istiyorsa tek ön liberolu sistemde ısrar etmelidir. Önde pas yapabilen bir oyuncu olmayışı, orta sahanızda ne kadar çok oyuncu olursa olsun, ileri uç adamlarınızı sıradanlaştırıyor. Beşiktaş'ın baskı kurması, oyunu kabul ettirmesinin sırrı fizik gücünden çok, yapılan paslar ile sürekli ileriye oynaması. Beklerinde dahil olabildiği bu şablonda Beşiktaş, topu ne kadar ilerde tutup, ileriye topu ne kadar sağlıklı aktatırsa o kadar başarılı oluyor. Bunun içinse sizin Guti gibi bir oyuncuya ve pas yapabilen oyuncularla kurulu orta sahaya ihtiyacınız var. Sürekli ileriye oynayan Necip'in oyuna girdikten sonra Beşiktaş'ın kurduğu baskı, bunu en büyük kanıtı.

Sporda Şiddet Yasası soru işaretleriyle dolu


Son aylarda Beşiktaş-Bursaspor ve Galatasaray-Fenerbahçe U-17 futbol maçında çıkan olaylar ile birlikte gündeme oturan “Sporda Şiddet Yasası “ Bakanlar Kurulu’ndan geçip, TBMM’ye sunuldu. Ancak hazırlanan yeni yasa,  mevcut sorunları çözebilmenin yanında, kendi sorunlarını da fazlasıyla üretebilecek potansiyele sahip duruyor.

Şiddetin Tanımı Yapılmalı
Mevcut yasanın ve taslak olarak hazırlanmış olan yeni yasanın en temel sorunu, “Sporda Şiddet” kavramının doğru anlaşılamaması ve anlatılamamasıdır. Eğer bu tanım gerçekten yapılırsa hazırlanan yasada oluşturulacak maddeler, temel sorunlara çözüm niteliğinde olur, hem de mevcut yasadaki eksiklikler ufak rötuşlar ile giderilebilir. Herhangi bir mekanda, bir kişinin bıçaklanmasıyla sona eren bir olayda, bıçakla yaralama eyleminde bulunmuş kişinin, hangi yasalar dahilinde yargılanacağı çok açıkken, spor müsabakasının yapıldığı alanın dışında gelişen olayları, spora dair şiddet olarak algılamak yanlışların temelini oluşturuyor. Sporun olmadığı alanlarda gelişen Beşiktaş-Bursaspor maçında olan olaylar ile Galatasaray-Fenerbahçe U17 maçındaki saha içi olayları aynı yasa ile değerlendirmek, mevcut şiddetin sürüp gitmesini sağlamaktan başka çare getirmez. İlk önce spora müdahale eden, sporu, sporcuyu ve izleyenleri doğrudan etkileyenlerin, bu yasa kapsamına alınması gerekmektedir.
Ancak hazırlanan maddeler incelendiğinde, temel sorunlar yerine toplulukları kapsayan, saha içi olayların ele alınmadığı, mevcut yasanın cezalarının arttırılmış hali olduğu ortadadır.

Seyirci sayısı düşer
Taslak halinde Bakanlar Kurulu’ndan geçip, TBMM’ye sunulan yasa tasarısını detaylı olarak incelediğinizde, şiddeti önlemek yerine göz boyama, yüksek sesle düşünmeye başlayan medyaya karşı bir şeyler sunma gösterisi olduğu anlaşılıyor. Yaptırımlar, olay çıkartan kişiler yerine taraftar kitlelerinin hepsini kapsayacak şekilde tasarlanmış. Bunlardan birincisi; Seyirciler artık üzerinde TC kimlik numarası olan elektronik ortamda üretilmiş biletlerle maça girebilecek. Bu uygulama ise insanları tribünlerden, spor müsabakalarından fazlasıyla uzaklaştırabilecek bir uygulama. Özellikle Türkiye’deki spor seyircisi göz önüne alındığında, anlık hareket eden bir kitle ile karşılaşırsınız. Artık insanların, stat yakınlarında gezerken yada  o gün maç olduğunu öğrendiklerinde maça gitmeyi istemeleri yeterli değil, yanınızda bir TC kimlik numarası ve fotoğrafınızın olduğu bir kartınız olması gerekiyor. Örneğin, bu kartın hangi yaş aralığı kapsadığı açıklanmamış. Yani dört kişilik bir aileye sahip kişi, eşini ve çocuklarını alıp maça gitmek istediğinde, çocuklarına da kart çıkartmak zorunda mı? Bu kartlar için alınacak herhangi bir işlem ücreti, asgari geçinme ile hayatlarını sürdüren kişileri spordan iyice uzaklaştırmaz mı? Olay çıkaranların daha kolay tespit edileceğini sağlaması düşünülen bu uygulama, çocuklar için geçerli olduğunda, çocuklara da mı potansiyel suçlu olarak bakılmaktadır?
Cezalarda dengesizlik var
Mevcut yasa tasarısı incelendiğinde, verilecek cezalar konusunda dengesizlik mevcut. Ceza sınırları belirlenirken hangi koşulların ve kriterlerin esas alındığı belli değil. Örneğin; Koro halinde küfürlü tezahüratta bulunanlar 3 yıla kadar hapis cezası alabilecekken, ırkçı, etnik aleyhte söylemde bulunanlar 1 yıl hapis alacaklar. Her iki maddede incelendiğinde, yasa tasarısını oluşturan kişiler için küfür, ırkçı söylemden daha fazla suç teşkil ediyor. Yine aynı şekilde, sahaya atlayan kişiye 1 yıl hapis cezası verilirken, alkollü stada giriş 3 yıl hapis ile cezalandırılıyor. Bugün herhangi bir kamu kuruluşuna gittiğinizde, etrafınıza saldırıda bulunmadığınız sürece alkollü olsanız dahi işlem yaptırabildiğiniz bir ülkede, sahaya atlayan kişinin sahada bulunan herkesin canına kast edebilecek ihtimali varken 1 yıl hapis, sadece tribüne alkollü giriş yapmanın cezası ise 3 yıl hapis olarak veriliyor.
Eleştirme hakkı verilmiyor
Yasada ki bir diğer ilginç maddelerden birisi, güvenlik ve düzeni bozan konuşmalar yapan, müsabaka taraflarını, görevlileri, kulüp veya federasyon yöneticilerini rencide edecek ya da bu kişilere husumet duyulmasına neden olabilecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklamada bulunanlara 250 bin TL’ye kadar para cezası alması ve kulüp yöneticilerini ya da rakip takımı “küçümseyen, tahrik eden” ya da “düzensizliğe teşvik eden” pankartlara gerektiğinde el koyması ve bunları açanlar hakkında hukuki işlem başlatılması. Açıkça belirtilen şudur ki; medya organlarında artık kötü şeyler eleştirilemeyecek, kulüp taraftarları kendi kulüplerini kötü yöneten başkanlarına, yanlış uygulamalar yapan federasyona ya da sahada oynayan takımları katleden hakemlere tepki veremeyecek. Böylece eleştirel durumun önü kapanacak, eleştiri olmadığı sürece her şey yolundaymış gibi gösterilecek.
Uygulanabilirliği düşündürücü
Yasa tasarısında yer alan maddeler, çözüm getirdiğine dair duygular yaratmak yerine uygulanacağına dair kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Spor müsabakalarında belki de en çok şikayetçi olunan küfür hadisesinin, 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılması soru işareti içeren bir diğer madde. Her hangi bir statta ya da spor salonunda edilecek toplu halde küfürün, cezalılarının belirlenmesinde izlenecek yol belli değil. 30 bin kişinin cezalandırılması nasıl gerçekleşecek veya küfür etmeyenlerin nasıl ayırt edilebileceğinin cevabı bulunmamakta.
Yasa, sorunları temelden çözmek için değil
Çıkartılan yasa, “Sporda Şiddet Yasası” olarak lanse edilse de, aslında sadece belli spor alanlarına uygulama yapılabilecek yasa olarak göze çarpıyor. Bahsedilen elektronik kart ve bu kartın üzerinden yaptırılacak olan uygulamalar, sadece Spor Toto Süper Lig, Bank Asya 1.Lig ve basketbol, voleybol gibi sporların 1. Liglerini kapsıyor. Buradan anlaşılacağı gibi sadece göz önünde bulunan durumlarda yaptırımlar uygulanması, yasanın temel çözümler yerine anlık ve görsel olarak çözümler getireceğinin bir başka kanıtı. Oysa ki, bir çok zaman alt liglerde çıkan kavgalara, olaylara televizyonların haber bültenlerinde, gazetelerin sayfalarında rastlıyoruz.
Açıkçası bu yasa, sorunun temelinde yer alan kişiler yerine bütün spor topluluğunun üzerinde baskı kuran, spora olan ilgiyi arttırması yerine insanları spor müsabakalarından uzaklaştıran, taraftara belli kalıplara sıkışmış şekilde maç izlettirecek bir düzenleme... Böylelikle taraftarlar, Sir Alex Ferguson’un zaman zaman cenaze evindeki insanlara benzettiği ve daha 40. dakikada sandviç almaya gittiğinden şikayet ettiği insanlar gibi olmaya zorlanıyor.